Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Entertainment
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Gazeteciliğin Trump’la imtihanı
Nesnellik ve tarafsızlık, Anglo-Sakson gazeteciliğin vurguladığı ve yıllardır mesleki pratiğimizin tartışılmaz değeri sayılan iki kavram. Bu kavramların bizden istediği, olgular ile yorumları birbirine karıştırmamamız, ne düşünülmesi gerektiğini dikte etmek yerine ne olduğunu anlatmamızdı. Olguya ve kanıtlara dayanmak, birden fazla kaynak kullanarak bilgiyi teyit etmek, iktidarlardan ve güçlü kurumlardan bağımsız olmak, onları denetleyici bir rol oynamaktı.
Anglo-Sakson gazeteciliği “işte olgular” deyip bırakma eğilimindeyken, Kıta Avrupası gazeteciliği yorum ve analize daha geniş alan açarak “bunun anlamı şu” demeyi de önemsedi.
Nesnellik ve tarafsızlığın kimi durumlarda “steril kalma” kaygısına yaslanan bir abartıyla anlaşıldığı, örtük önyargıları gizleme aracına dönüştüğü, siyasi partiler arasında taraf olmamanın da siyasetsizlik sanıldığı oluyor. Ne yazık ki, bu iki kavramı “bağımsızlık” yerine koyarak önemli çatışma anlarında sesiz/tarafsız kalabiliyor ve onları aslında “çok siyasi” bir tavrın perdesine dönüştürebiliyoruz.
Böyle bir tarafsızlık/nesnellik/siyasetsizlik savunusuyla yapılan “steril gazetecilik”, insanlığın bugüne kadar biriktirdiği değerler, kuralları ve kurumları olan uluslararası sistem, birilerinin beğenmediği “medeniyetler” -kısacası demokrasiler- yükselen bir faşizm dalgası tarafından tehdit edilirken tehlikeli bir tarafgirliğe dönüşür. Demokrasileri ve demokrasilerin olmazsa olmazı gazeteciliği yok etmeye azmetmiş Trumpgillerin önünü açan bir tarafgirliğe!
Gazetecilik ile demokrasi arasında derin ve yapısal bir ilişki vardır. Bağımsız gazetecilik olmadan işleyen bir demokrasi olamayacağı gibi, demokrasi yoksa gazetecilik de yok olma tehdidi altındadır.
Demokrasi gazeteciliğe, gazetecilik demokrasiye ihtiyaç duyar. Demokrasilere saldırılırken “Şimdi susalım, gazeteciliğe saldırılınca konuşuruz” denilemez.
Kendini “kral” sanan ve ülkesindekiler dâhil hiçbir ulusal ya da uluslararası kurumun onayını almadan “Bir medeniyet bu gece yok olabilir” diyen, bugüne kadar hiçbir ciddi devlet adamının kullanmadığı küfürlerle konuşan (Open the fucking strait), göklere çıkardığı silahlarının gücüyle ölüm sevicilik yapan ve Netanyahu ile birlikte gözünü kırpmadan katliamlara girişen “bir küresel lider”le karşı karşıyayız.
Üstelik bu “kral” basın toplantılarında soru soran gazetecileri susturuyor, aşağılıyor, kadın meslektaşlarımıza cinsiyetçi hakaretler yapmaktan geri durmuyor.
Kuralları ve kurumları olan, bir uluslararası hukuk üzerine oturmuş küresel düzen, onunla birlikte de demokrasinin olmazsa olmazı gazetecilik tehdit altında!
Hal böyleyken, bazı Avrupalı gazeteciler “Krala hayır” demeyi öneren meslektaşlarına, “bizim işimiz medya özgürlüğünü savunmak, siyaset değil”, “sınırımızı aşmayalım”, “siyasi açıklamalar yaparken çok dikkatli olmalıyız” gibi gerekçelerle karşı çıkıyorlar.
Batı medya dünyasında, Putin, Ukrayna’ya girdiğinde pek gösterilmeyen “siyasi açıklamalar yaparken çok dikkatli olmalıyız hassasiyeti”nin, Trump söz konusu olduğunda gösterilmesi de ilginç! Üstelik Trump doğrudan Avrupa’yı, AB’yi ve AB ülkelerinin liderlerini kaba ifadelerle aşağılarken!
Hal böyleyken, gazetecilik örgütleri, özellikle de Avrupa değerlerini savunanlar, “görevimiz hükümetleri eleştirmek değil” gibi bir konfor alanına çekilerek dünyanın bu gidişatına tepkisiz kalamazlar.
Hele de Avrupa Birliği Antlaşması’nın (TEU) 2. maddesinde yer alan; insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişiler de dâhil olmak üzere insan haklarına saygı gibi değerlerle onların gazetecilik alanına yansımalarını savunmayı görev saymışlarsa!
Mesele “kral”a laf etmek değil, onun saldırısı altındaki tüm bu değerleri savunmak! Bu tam da gazeteciliğin ve gazetecilik örgütlerinin işidir.
Su hizmeti yeniden kamuda!
Muğla Milas’a bağlı Güllük Mahallesi’nde uzun yıllardır özel şirket tarafından yürütülen içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın girişimleriyle yeniden kamuya kazandırıldı. Bu gelişme, Türkiye’de su hizmetlerinin yeniden kamulaştırılması açısından bir ilk olarak kayıtlara geçti.
2006 yılında dönemin Güllük Belediyesi ile özel bir şirket arasında imzalanan 35 yıllık sözleşme kapsamında bölgedeki su ve atıksu hizmetleri özel sektör tarafından yürütülüyordu.
Ancak yıllar içerisinde şirket tarifelerinin MUSKİ’ye kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek olması, su kesintileri ve altyapı sorunları tepkiye neden oldu. Bölge halkı, artan mağduriyet nedeniyle MUSKİ ve CİMER’e yoğun şikâyetlerde bulundu.
Yaşanan sorunlar üzerine Aras’ın talimatıyla bir devir komisyonu kuruldu.
Yapılan teknik ve mali incelemeler sonucunda işletmenin değeri belirlenirken borç ve yükümlülükler düşüldükten sonra 187 milyon TL karşılığında MUSKİ’ye devri konusunda anlaşmaya varıldı.
Düzenlenen protokol ile şirket tarafından yürütülen altyapı hizmetleri MUSKİ’ye devroldu. 1 Nisan itibarıyla özel şirketin imtiyaz sözleşmesi sona erecek.
Aras, “Temel ihtiyaçlarda sosyal adaletsizlik kabul edilemez. Su, enerji, eğitim ve sağlık gibi hizmetler herkes için eşit ve erişilebilir olmalıdır. Bu anlayışla hareket ediyor, kamulaştırma adımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Artık Güllük’te yaşayan vatandaşlarımız, Muğla’nın diğer ilçelerinde olduğu gibi aynı tarifeden su kullanacak” ifadelerini kullandı.
Ülke koca bir poligon: Her cepte silah var
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
Celebs
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
Fashion
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
Travel
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
All articles
Demir kubbe bir kez daha çöktü! Lübnan'dan atılan roketler İsrail'i vurdu

Yedioth Ahronot gazetesinin haberine göre; Hizbullah'ın İsrail’in kuzeyine yönelik saldırıları nedeniyle Kiryat Şimona bölgesi ile Nehariye ve Akka'daki yerleşimler başta olmak üzere geniş bir bölgede sık sık sirenlerin çaldığı belirtildi.
İsrail acil yardım servisi Kızıl Davud Yıldızı'ndan yapılan açıklamada ise Hizbullah roketlerinin Kiryat Şimona kentinde bazı alanlara isabet ettiği ancak uyarı sirenlerinin devreye girmediği ifade edildi.
Açıklamada, Kiryat Şimona'da, bir binaya roketin isabet etmesi sonrası yangın çıktığı, itfaiye ve kurtarma ekiplerinin müdahalesi sonucu yangının söndürüldüğü bildirilerek, roket isabet eden başka bir binada da hasar meydana geldiği aktarıldı.
Kızıl Davud Yıldızı, roket saldırısında ölen ve yaralanan olmadığını vurguladı.
İSRAİL'İN KUZEYİNDEKİ KARMİEL YERLEŞİMİNE 5 ROKET
Hizbullah'ın, İsrail'in kuzeyindeki Karmiel yerleşimine cuma akşam saatlerinde attığı 5 roketin hava savunma sistemlerince önlendiği bildirildi.
Lübnan'dan, Nehariye ve Akka kentlerine fırlatılan çok sayıda roketin hava savunma sistemlerince önlendiği, geri kalanların ise açık alanlara düştüğü aktarıldı.
Akka çevresindeki yerleşimlerde sirenlerin sık sık çaldığı, bölge halkına sığınaklarda kalmaları uyarısında bulunulduğu belirtildi.
Lübnan'dan Yukarı Celile bölgesine 4 İHA fırlatıldığı, bunlardan bir kısmının açık alanlara düştüğü aktarıldı.
İran ile ABD arasındaki geçici ateşkesi desteklediğini açıklayan İsrail yönetimi, uzlaşmaya Lübnan konusunun dahil olmadığını savunarak Lübnan'a yönelik saldırılarını sürdürüyor.
Survivor'da sembol oyununu kim kazandı? 10 Nisan Survivor'da eleme potasında kimler var?
Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
Şahin Aybek yazdı: Eğitimde derinleşen kriz: Kamusal, bilimsel, laik eğitim
1 Mayıs’ta Tandoğan’a!
Giresun’da yasal kılıflı katliam
Giresun’da “yasal” bir doğa katliamı var, göz göre göre yok edilmeye çalışılıyor. 24 Ocak’ta Harşit Vadisi’ndeki çevre katliamını yazmıştım. Aradan geçen sürede katliam durmadı, aksine büyütüldü, yaygınlaştırıldı. 2 Nisan’da yapılan ihale ile Giresun’un %85’i maden sahası ilan edildi.
Üstelik Şebinkarahisar’da Nesco Maden’in işlettiği madenin atık havuzundan taşan siyanürün toprağa karıştığı, Doğankent’te ise Alagöz Maden’in işlettiği bakır madeninin bölgeye verdiği zararlar ortadayken… İhaleye açılan alan en az 38 köy ve yaylayı kapsıyor.
100 bin çiftçi ve 1 milyar dolarlık fındık üretimi risk altında. Ezcümle; bu sadece bir ihale değil, bir bölgenin geleceğinin açık artırmaya çıkarılması.
PEKİ, KİM BU KATLİAMIN AKTÖRÜ?
AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’e ait Alagöz Maden. Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü Köyü’nde, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen sabahın erken saatlerinde maden sondaj makinesini köye sokmaya çalışan şirket… Günde iki üç aracın geçtiği köye trafik polisi gönderen, yolları kapatıp halkı adeta esir alan, havada uzaktan kumandalı hava aracı uçurtan şirket… Toprağımızın ekosistemini bozmaya adeta ant içmiş olan Alagöz Holding.
Halkın sağlığı, yok olacak ormanlar, zehirlenecek su kaynakları, artacak su ve rüzgâr erozyonu… Kimin umurunda? Sahi, hakikat sessiz kalsa, patronlar hiç rahatsız olmasa, rant da kendi halinde akıp gitse ne güzel olurdu, değil mi? Arkeolojik Sit Alanlarının, Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanlarının ve Yaban Hayatı Geliştirme Sahalarının tamamı; Tabiat Parklarının %98’i, gölet ve barajların %95’i, Önemli Doğa Alanlarının %94’ü 4. grup madenlere ruhsatlı olan bir il yeşil Giresun.
BU TABLO AĞIR DEĞİL AÇIK BİR YIKIM!
Alagöz Maden de bölgede 4. grup maden arama faaliyeti yürütmek için kolları sıvamış durumda. Bu faaliyet için alınan “ÇED olumlu” kararına karşı doğayı korumak için mücadele edenler dava açtı ve mahkeme 24 Şubat’ta yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ama hukuk karar verdi diye gerçeklik değişmiyor ülkemizde. Maalesef. Şirket bu kez Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne muafiyet başvurusu yaptı ve buradan güç alarak “Ben bu topraklara girebilirim” diyor. Mahkeme kararına rağmen iş makineleri bu cennet coğrafyanın ortasına getirildi. Ama bir şey hesaba katılmadı: Halkın direnişi…
Tirebolu halkı; toprağına, suyuna ve yaşam alanlarına sahip çıkarak yolları kapattı. İyi ki; mahkeme kararını yok sayanlara karşı, gece gündüz, yağmurda, soğukta direnen halk var. İyi ki; zehri suya, havaya, aşımıza karıştırmak isteyenlere karşı bedenini siper eden halk var.
Tirebolu halkının başlattığı direniş bugün yedinci gününde. Yaklaşık 200 jandarma görevlisiyle karşı karşıya bırakıldılar ama gece gündüz nöbet tutmaya devam ediyor ve sondaj makinesinin geçişine izin vermiyorlar. Gerilim yükseliyor, baskı artıyor ama halk geri adım atmıyor, sondaj makinesi bir kez daha köy girişinde durduruluyor. Köylüler şöyle diyor: “Bugün burada köy nüfusundan fazla asker vardı. JÖH vardı. Ama köyün yolu sel olduğunda, ihtiyaç olduğunda bu desteği görmedik.”
SAHİ... BU YOĞUN ÇABANIN NEDENİ NE?
Bir köyü, kasabayı, yaşam alanlarımızı korumak mı, yoksa bir şirketi mi? Toprağına, yaşamına ve geleceğine sahip çıkan Tirebolu’nun direnişi, yerelden başlayıp ülke geneline yayılan bir model olmalıdır. Çünkü bu yalnızca bir kasabanın meselesi değil, ülkemizin nefes meselesi. Bugün Tirebolu’da tutulan nöbet, yarın başka bir kasabada, vadide, başka bir ormanda, başka bir suyun başında tutulacak. Eğer bu yağma düzenine karşı ortak bir ses, ortak bir irade kurulmazsa; kaybedilen yalnızca yaşam alanlarımız olmayacak, ülkemizin yaşam hakkı parça parça elinden alınacaktır. Bu yüzden ülke çapında merkezi bir örgütlenme artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu yüzden bu direniş yalnız bırakılmamalı. Ve bu yüzden herkes bulunduğu yerden bu sesi büyütmek zorunda.
Güzel kasabamın direnen halkına selam olsun.
Kıbrıs’ta dizginler emekçinin elinde
Karışık konular
Bizim ilgi alanımız Türkçe ama bu yazı daha çok ekonomi editörlerini ilgilendiriyor.
Ekonomi hocası ve yazar dostumuz Prof. Dr. Oğuz Oyan’dan, “Basına bir de Ekonomi Ombudsmanı gerekiyor” iletisi gelince, buna önce bir anlam veremedim.
Yazının tümünü okuyunca durum aydınlandı. Çünkü iletinin devamında şu açıklama vardı:
“Cumhuriyet’in bugünkü manşetinde ‘174,2 mr. tl’lik toplam özelleştirme’ deniliyor. (Haber içeriğinde bu yanlış yok)! Bu, sadece 4 mr. $ ediyor! Oysa 2025 itibariyle 73 milyar dolarlık özelleştirme var. +Ulaştırma Bk. ve TMSF ile 85 mr.$!”
13 Şubat 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir yanlışa değiniyordu Oğuz Hoca ama bu yanlışı görebilmek için insanın enikonu ekonomist olması gerekiyordu!
Uyarısına daha sonra şöyle bir not ekledi Oğuz Oyan:
“ÖİB’nin enflasyon düzeltmesi yapılmamış TL cinsi verilerini kullanamazsınız.”
Hocamızın iletisi biraz şifreli yazılmış gibiydi. Önce şifreleri çözmeye çalıştım.
ÖİB’nin açılımı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı olmalıydı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak çalışan bu kurum, devlet mülkiyetindeki iktisadi varlıkların özel sektöre devredilmesi işlemlerini yürütmekle görevliydi.
İletide geçen “Mr TL”nin anlamını araştırırken Yapay Zekâ, karşıma şu açıklamayı çıkardı:
"Mr TL ifadesi, ekonomi ve finans haberlerinde sıkça karşılaşılan, milyar (billion) kelimesinin kısaltması olan "Mr" ile Türk Lirası'nın (TL) birleşimiyle oluşan Milyar Türk Lirası anlamına gelen bir kısaltmadır. 1 Mr TL = 1 Milyar Türk Lirası. Bu terim, özellikle Hazine nakit dengesi, bütçe açıkları, şirket ciroları veya büyük ölçekli borçlanmalar gibi yüksek tutarlı verileri ifade etmek için kullanılır (örneğin: 195,9 Mr TL).”
Ben bu kadarla yetineyim. Daha fazlası ekonomi yazarlarının işi...
* * *
KESME İMİ
“Ankara’lı Coşkun’un suçu ne?” (Burhan Şeşen, BirGün, 27 Aralık 2025).
Metin içindeki yazım yanlışlarını artık görmezden geliyorum ama yanlışlar başlıklara çıkınca gözümü kapatamıyorum!
Birkaç kez belirttim bu köşede: Yapım eki almış özel adlar kesme imiyle ayrılmaz. “Ankara’ya” derken kesme imi gerekir ama “Ankaralı” için gerekmez. Çünkü biri “durum eki”, öbürü “yapım eki”dir.
Bu kural, dil adları için de geçerlidir: “Türkçeye, İngilizceden, Arapçanın...” derken kesme imi kullanmıyoruz...
* * *
EKSİK SÖZCÜKLÜ BAŞLIK
Belli ki sayfayı hazırlayan arkadaşların dalgınlığına gelmiş ve 3 Nisan 2026 tarihli cumhuriyet.com.tr’nin jeneriğinde eksik sözcüklü bu başlık yer almış. Bizim meslekte sık karşılaştığımız bir durumdur. Haberi bir an önce girme telaşından kaynaklanır. Aşağıdaki başlıkta “için” sözcüğü unutulduğundan tümce anlamsızlaşmış. Hemen hemen her yayın organında karşımıza çıkıyor böyle yanlışlar. İşin kötüsü, sanal ortamda bunları düzeltme olanağı teknik olarak varken nedense çoğu zaman bu yapılmıyor ve yanlışlar kalıcılaşıyor...

* * *
---OKURDAN ---------------------------------------------------------------------------------------------
Yanlış kullanımlar üstüne
Merhaba,
Yazılarınızı devamlı okuyorum. Dilimizin doğru kullanılması konusunda ben de hassasım. Yanlışları görünce çok rahatsız oluyorum. Gördüğüm bazı yanlışları yazmak istiyorum:
1. Sık sık “tabii” kelimesi yerine “tabi” diyenleri görüyorum. Bazen profesörler ve anlı şanlı köşeyazarları bile yapıyor bunu. Geçen günlerde bir profesör, gazete yazsında “tabii” yerine defalarca “tabi” diye yazmıştı. Dayanamayıp kendisine uyarı yazısı gönderdim. Bunları görünce acaba ben mi yanlış biliyorum diye düşündüğüm oluyor.
2. Yabancı film ve dizilerdeki İngilizce konuşma kalıpları Türkçeye kelime kelime tercüme ediliyor. Bunlar günlük dilde de yaygınlaştı. Örneğin konuşmalara “kesinlikle” kelimesi yerleşti. Evet mi hayır mı dendiği belli değil.
3. Gazete haberlerini yazanların önemli kısmı, “il” ile “şehir” ayrımını bilmiyor. Örneğin. "Giresun şehrinde fındık üreticileri bu yıl fiyatlardan şikâyetçi" şeklinde haber yazabiliyorlar.
4. "de"nin bileşik veya ayrı yazılması ayrımı da pek bilinmiyor. Hiç ummadığım köşeyazarları bile çok sık yapıyorlar bu yanlışı.
5. Arapça asıllı kelimelerin telaffuzları fecaat! Televizyon spikerlerinin, yabancı film ve dizilerde dublaj yapanların telaffuzları daha da kötü. Bir yabancı dizide Arap asıllı suçlunun adı olan Mâlik, devamlı “Malik” diye telaffuz ediliyordu. Televizyonlarda sık sık Hâlit ismi Halit, “vâsi” kelimesi “vasi”, üstün yetenekli anlamındaki “dâhi” ise “dahi” olarak telaffuz ediliyor. Sanırım bunlar günlük konuşma diline de yerleşti. Arapça asıllı kelimelerde uzatma işareti kesinlikle kullanılmalıdır. İmla kılavuzunda da bu bilgiler vardır.
Saygılarımla.
İsmail GÜLAY
Ceza çözüm değil
Ülke koca bir poligon: Her cepte silah var
Su hizmeti yeniden kamuda!
Muğla Milas’a bağlı Güllük Mahallesi’nde uzun yıllardır özel şirket tarafından yürütülen içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri, Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın girişimleriyle yeniden kamuya kazandırıldı. Bu gelişme, Türkiye’de su hizmetlerinin yeniden kamulaştırılması açısından bir ilk olarak kayıtlara geçti.
2006 yılında dönemin Güllük Belediyesi ile özel bir şirket arasında imzalanan 35 yıllık sözleşme kapsamında bölgedeki su ve atıksu hizmetleri özel sektör tarafından yürütülüyordu.
Ancak yıllar içerisinde şirket tarifelerinin MUSKİ’ye kıyasla yaklaşık iki kat daha yüksek olması, su kesintileri ve altyapı sorunları tepkiye neden oldu. Bölge halkı, artan mağduriyet nedeniyle MUSKİ ve CİMER’e yoğun şikâyetlerde bulundu.
Yaşanan sorunlar üzerine Aras’ın talimatıyla bir devir komisyonu kuruldu.
Yapılan teknik ve mali incelemeler sonucunda işletmenin değeri belirlenirken borç ve yükümlülükler düşüldükten sonra 187 milyon TL karşılığında MUSKİ’ye devri konusunda anlaşmaya varıldı.
Düzenlenen protokol ile şirket tarafından yürütülen altyapı hizmetleri MUSKİ’ye devroldu. 1 Nisan itibarıyla özel şirketin imtiyaz sözleşmesi sona erecek.
Aras, “Temel ihtiyaçlarda sosyal adaletsizlik kabul edilemez. Su, enerji, eğitim ve sağlık gibi hizmetler herkes için eşit ve erişilebilir olmalıdır. Bu anlayışla hareket ediyor, kamulaştırma adımlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Artık Güllük’te yaşayan vatandaşlarımız, Muğla’nın diğer ilçelerinde olduğu gibi aynı tarifeden su kullanacak” ifadelerini kullandı.
Gazeteciliğin Trump’la imtihanı
Nesnellik ve tarafsızlık, Anglo-Sakson gazeteciliğin vurguladığı ve yıllardır mesleki pratiğimizin tartışılmaz değeri sayılan iki kavram. Bu kavramların bizden istediği, olgular ile yorumları birbirine karıştırmamamız, ne düşünülmesi gerektiğini dikte etmek yerine ne olduğunu anlatmamızdı. Olguya ve kanıtlara dayanmak, birden fazla kaynak kullanarak bilgiyi teyit etmek, iktidarlardan ve güçlü kurumlardan bağımsız olmak, onları denetleyici bir rol oynamaktı.
Anglo-Sakson gazeteciliği “işte olgular” deyip bırakma eğilimindeyken, Kıta Avrupası gazeteciliği yorum ve analize daha geniş alan açarak “bunun anlamı şu” demeyi de önemsedi.
Nesnellik ve tarafsızlığın kimi durumlarda “steril kalma” kaygısına yaslanan bir abartıyla anlaşıldığı, örtük önyargıları gizleme aracına dönüştüğü, siyasi partiler arasında taraf olmamanın da siyasetsizlik sanıldığı oluyor. Ne yazık ki, bu iki kavramı “bağımsızlık” yerine koyarak önemli çatışma anlarında sesiz/tarafsız kalabiliyor ve onları aslında “çok siyasi” bir tavrın perdesine dönüştürebiliyoruz.
Böyle bir tarafsızlık/nesnellik/siyasetsizlik savunusuyla yapılan “steril gazetecilik”, insanlığın bugüne kadar biriktirdiği değerler, kuralları ve kurumları olan uluslararası sistem, birilerinin beğenmediği “medeniyetler” -kısacası demokrasiler- yükselen bir faşizm dalgası tarafından tehdit edilirken tehlikeli bir tarafgirliğe dönüşür. Demokrasileri ve demokrasilerin olmazsa olmazı gazeteciliği yok etmeye azmetmiş Trumpgillerin önünü açan bir tarafgirliğe!
Gazetecilik ile demokrasi arasında derin ve yapısal bir ilişki vardır. Bağımsız gazetecilik olmadan işleyen bir demokrasi olamayacağı gibi, demokrasi yoksa gazetecilik de yok olma tehdidi altındadır.
Demokrasi gazeteciliğe, gazetecilik demokrasiye ihtiyaç duyar. Demokrasilere saldırılırken “Şimdi susalım, gazeteciliğe saldırılınca konuşuruz” denilemez.
Kendini “kral” sanan ve ülkesindekiler dâhil hiçbir ulusal ya da uluslararası kurumun onayını almadan “Bir medeniyet bu gece yok olabilir” diyen, bugüne kadar hiçbir ciddi devlet adamının kullanmadığı küfürlerle konuşan (Open the fucking strait), göklere çıkardığı silahlarının gücüyle ölüm sevicilik yapan ve Netanyahu ile birlikte gözünü kırpmadan katliamlara girişen “bir küresel lider”le karşı karşıyayız.
Üstelik bu “kral” basın toplantılarında soru soran gazetecileri susturuyor, aşağılıyor, kadın meslektaşlarımıza cinsiyetçi hakaretler yapmaktan geri durmuyor.
Kuralları ve kurumları olan, bir uluslararası hukuk üzerine oturmuş küresel düzen, onunla birlikte de demokrasinin olmazsa olmazı gazetecilik tehdit altında!
Hal böyleyken, bazı Avrupalı gazeteciler “Krala hayır” demeyi öneren meslektaşlarına, “bizim işimiz medya özgürlüğünü savunmak, siyaset değil”, “sınırımızı aşmayalım”, “siyasi açıklamalar yaparken çok dikkatli olmalıyız” gibi gerekçelerle karşı çıkıyorlar.
Batı medya dünyasında, Putin, Ukrayna’ya girdiğinde pek gösterilmeyen “siyasi açıklamalar yaparken çok dikkatli olmalıyız hassasiyeti”nin, Trump söz konusu olduğunda gösterilmesi de ilginç! Üstelik Trump doğrudan Avrupa’yı, AB’yi ve AB ülkelerinin liderlerini kaba ifadelerle aşağılarken!
Hal böyleyken, gazetecilik örgütleri, özellikle de Avrupa değerlerini savunanlar, “görevimiz hükümetleri eleştirmek değil” gibi bir konfor alanına çekilerek dünyanın bu gidişatına tepkisiz kalamazlar.
Hele de Avrupa Birliği Antlaşması’nın (TEU) 2. maddesinde yer alan; insan onuruna saygı, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişiler de dâhil olmak üzere insan haklarına saygı gibi değerlerle onların gazetecilik alanına yansımalarını savunmayı görev saymışlarsa!
Mesele “kral”a laf etmek değil, onun saldırısı altındaki tüm bu değerleri savunmak! Bu tam da gazeteciliğin ve gazetecilik örgütlerinin işidir.

